Sombrio Terreno

Sombrio Terreno

2-3 gün uyumayan, zaman zaman deli, zaman zaman psikopat, ( ikisi arasındaki farkı bilin :P ) saçmalamayı seven bir yapım var. Görüldüğü üzere video oyunları ve animelerden hoşlanan biriyim. Genellikle metal müzik dinlerim, eğer hoşuma giderse başka tarzda müzikler dinleyebilirim. Son olarak Avirl Lavigne delisiyim :P

Kage Fansub Açılmıştır

22/6/2009
Kategori: Anime

Anime seven herkezi yeni açtığımız bloğumuza bekleriz. Wolfs Rain anime projesiyle başladık, daha da büyüyeceğiz inşallah =)
http://kage-fansub.blogspot.com/

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Demigod

21/6/2009

 Dota kopyası bir oyun mu?

 Warcraft 3'ün Dota eklentisini bir çoğunuz biliyordur herhalde. Sadece bir karakter seçerek, karşı takımı yok etmeye çalıştığımız, mükemmel derecede eğlenceli bir eklentiydi. Oynayanların sayısı gün geçtikçe artmaya devam ediyor. Demigod da bu basit sistemin üzerine yatan, Dota kopyası gibi gözüken bir yapım. Peki gerçekten Dota kopyası mı? Yoksa kendine özgü, Dota'yı geçebilecek potansiyele sahip bir oyun mu?

 Oyun Demigodlar'ın yaratılışını anlatan bir video ile açılıyor. Maalesef etkileyici bir video olmamış. Etkileyici değil derken kötü anlamayın. Söylemek istediğim aksiyon ve heyecan olmadığı. Pantheon'da boşalan tahtı doldurmak isteyen 8 yarı tanrının savaşını konu alıyor Demigod. Fakat oyun içerisinde sizi etkileyecek bir hikaye yok. Sadece savaşlarınızı yapıp bölümü bitiriyorsunuz. Oyuna başlamak için 2 farklı yolunuz var. Skirmish'ı seçerseniz herhangi bir Demiogod'ı alıp, istediğiniz haritayı açıp, istediğiniz şekilde savaşabilirsiniz. Diğer seçeneğimiz ise Tournament. Turnuva yaptığınız zaman 8 Demigod'dan birini seçip, 8 farklı haritayı tek Demigodla, bitirinceye kadar oynamak zorundasınız. Bölümü kaçıncı bitirdiğinize bağlı olarak belli bir puan alıyor, Turnuva sıralamasında kendinize yer kazanıyorsunuz. Her Demigod'ı tek tek kullanmak için iyi bir sistem. Oyuna yeni başlayanlar ise Skirmısh'ı seçip, antreman yapabilirler.




 Oyuna başlamadan önce en çok ilginizi çeken özellik Demigodlar olacaktır kesinlikle. 8 farklı Demigod'ın her biri özenle yapılmış. Sadece görünüşleri üzerinde bile uzunca bir çalışma yapıldığı belli. Maça başlamadan önce her Demigod'ın avantajlarını ve dezavantajlarını görebiliyorsunuz. Kendi yapınıza göre bir Demigod bulacağınızdan eminim.  Oyundaki tüm Demigodların özelliklerini öğrenirseniz, internetten oynarken düşmanızın aldığı Demigod'ı en rahat yenebilecek Demigod'ı alabilirsiniz. Tabi yapmanız gereken sadece düşman Demigod'ını öldürmek değil. Asıl amacınız düşman Citadel'ini yok etmek. Yoldaki kuleler ve düşman minionları sizi rahat bırakmıyor tabi. Oyuna ilk başladığınız zaman hangi Demigod'ı alırsanız alın, çok ezik oluyorsunuz. İlk yapacağınız iş markete uğrayıp Mana ve Health Potion almak olmalı. Hazır market demişken içerisindeki ürünlerden bahsetmezksek olmaz. Demigodlar baştan aşağıya her taraflarına zırh takabiliyorlar. Her bir bölgeye ayrı zırh almak zorundasınız. Her kategorinin de farklı zırları var. Bir zırhın özellikleri ne kadar iyi olursa, o kadar da pahalı oluyor. Tabi en pahalısı, en iyisi demek değildir. Önemli olan sizin ihtiyacınız olanı almanız. Basit bir örnek vermek gerekirse: Yavaş bir Demigod'a, ağır bir zırh alırsanız, kritik durumlarda kaçma şansınız olmaz. Ağır ve dayanıklı bir zırh almak yerinde, hızınızı arttıran bir zırh almak çok daha mantıklı olacaktır. Zırh dışında Potion ve diğer eşyaların bulunduğu ayrı bir kategoride bulunuyor. Bu konuda Dota'dan çok daha basit ve kullanışlı olmuş Demigod. Dota da bir çok eşyanın 2.-3. levelları bulunuyor. Her birinin ayrı markette olması insanı uğraştırıyor. Fakat Demigod çok daha basit bir oynanış sunuyor. Gerçi bu profosyonel oyuncuların hoşuna gidecek bir şey değil. Bu tarz oyunlara yeni başlayanlar için ise iyi bir fırsat. Alcağınız eşyaları bedavaya almıyorsunuz tabi. Düşman Demigodlarını, kulelerini veya minionlarını keserek para kazanıyorsunuz. Para kasmak için en iyi yöntem minionları öldürmek. Özellikle Demigod'ınızın çevresindeki herşeye zarar verdiği bir skill'i varsa, yaşadınız. Minionlar öldürmesi en kolay ve en değersiz yaratıklar. Asıl başbelası olan şeyler kuleler. Demigod'ınızı çok rahat bir şekilde alabilecek olan bu kulelere karşı güçlü vuruşlarınızı kullanmanız şart. Canınız azaldığında ise yapmanız gereken oradan hemen kaçmak. Ve son olarak en büyük belanız düşman Demigodlar. Level'ınız ne kadar yüksek olursa, işler o kadar zorlaşıyor. Bu yüzden oyunu çabucak bitirmeye çalışın. Eğer iki tarafında Levelları yüksek olursa, amansız bir savaşın içine girerseniz. Eğer eğlenmek istiyorsanız işi uzatın, kazanmak istiyorsanız kısa kesin. Sadece para kazanıp, item almakla da olmuyor iş. War Rank denen sistem sayesinde kuleleriniz, binalarınızı ve mininolarınızı da güçlendirebiliyorsunuz. War Rank kazanmak içinse düşman Demigod'ını öldürmelisiniz. Ayrıca özellikle büyük haritalarda özel bölgeler bulunuyor. Bu bölgeleri de ele geçirirseniz War Rank kazanıyorsunuz. Ayrıca bu bölgler sadece War Rank kazandırmıyor. Bazıları para kazandırıyor, bazıları etraftaki binaların sizin tarafınıza geçmenizi ssağlıyor ve diğerleride değişik özellikler sağlıyor. Ayrıca büyük haritalardaki portalları ele geçirirseniz, minionlarınız hem ana üssünüzden hem de ele geçirdiğiniz portallardan çıkarak düşmanı kıstırıyor.



 Demigod'ın en önemli eksikliği herşeyin basit ve az sayıda olması. En basitinden sadece 8 Demigod var. Fakat Dota'ya baktığınızda bir eklenti olmasına rağmen içinde 30 küsür karakter barındırmakta ve bu karakterlerin hepsi bir şekilde güçlü. Demigod da ise sadece 8 karakter var ve size göre olanı sadece bir tane. Aynı şey haritalar için de geçerli. 8 harita yetersiz kalıyor. Gerçi yapımcıların bir harita paketi hazırlayacağını düşünüyorum ama daha fazla harita daha fazla eğlence, taktik ve atmosfer demektir. Ayrıca haritalarda bir düzensizlik var. Bazı haritalar hem atmosfer hem de oynanabilirlik açısından çok güzel hazırlanılmış. Fakat bazı haritalar ise tam bir facia. Bölgeler düzgün ayrılmamış, herşey karışık ve düzensiz. Bu yüzden 2-3 haritayı eledim ve bana kalan harita sayısı 5'e kadar düştü. Neyseki tüm haritalar da atmosfer bir harika. Her haritanın kendine özgü bir havası var. Biri cehennemi yansıtırken diğeri cenneti, bir diğeride doğanın bir parçasıymış gibi. Atmosfer bakımından Demigod kesinlikle mükemmel bir yapım. Bu mükemmel atmosferin içine grafikler ve müzikler girince ortam daha da güzel oluyor. Grafik ayarları en kötüdeyken bile, herşey güzel ve etkileyici gözüküyor. Eğer ayarları en yükseğe çekip, oyunu kasmadan oynayabiliyorsanız çok çok daha güzel bir ortamla karşılaşıyorsunuz. Biraz daha karanlık ve korkutucu bir atmosfer olsaydı Demigod'a daha iyi giderdi diye düşünüyorum. Özellikle kan unsuru yok denecek kadar az. Etrafın kan gölü olması, insanı daha çok havaya sokardı. Eğer durum böyle olsaydı Cennet'i yada doğayı yansıtan haritaları görmemiz pek mümkün olmazdı tabi. Grafiklerin abartılacak bir yanı yok aslında. Kesinlikle çok kaliteliler ve optimizasyonu iyi yapılmış. Atmosfere girmenizi sağlayan önemli unsurlardan biri de müzikler. Klasik olmuş oyun müzikleri kadar şahane olmasalarda insanı kesinlikle etkiliyor ve atmosfere sokuyorlar. Seslendirmeler de yeterince iyi. Özellikle düşman Demigod'ını öldürdüğünüzde gelen o kalın ses Dotadaki gibi muhteşem bir hava katıyor yapıma.



 Son olarak Multiplayer'dan bahsetmek istiyorum. Aslında bahsedemeyeceğim. Çünkü doğru düzgün bir maç yapamadım. Serverlarda o kadar çok lag var ki, oynamayı imkansız kılıyor. Oynayanlar ise teke tek maç yapıyorsa bile kasarak oynuyor. Bu Demigod için gerçekten büyük bir eksik. Böyle bir oyunda en çok Multiplayer'a önem verilmeliydi. 2-3 gün içerisinde bir yama yamımlandı fakat deneme şansım olmadı. Umarım hatalar düzeltilmiştir.

 Sonuç olarak Demigod gerçekten başarılı bir yapım olmuş. İçine çeken atmosferi, basit oynanışı, müzikleri ve diğer bir çok özelliğiyle başarılı bir yapım. Fakat bir çok konuda özelliği Dota'dan alınma. Bazı konularda Dota'dan daha iyi bazılarında ise çok daha kötü. Dota çakması demek oyuna hakaret olur, aynı zamanda süper bir yapım olmuş, Dotayı ezer geçer demekte yalan olur. Bu tür oyunlara başlamayı düşünüyorsanız iyi bir seçim. Hakkını yememek lazım. Bu tür yapımlara merakınız varsa gönül rahatlığıyla deniyebilirsiniz. Usta bir Dota oyunucusuysanız, uzak durmanız gerektiğini düşünüyorum.

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Muhteşem Sözlük Zargan

18/6/2009
Kategori: Günlük Yaşam

Hemençevir'in yaptığı iğrenç çevirileri bir köşeye bırakma vakti geldi de geçiyor. Belki tamamiyle bir metin çeviremiyorsunuz ama Zargan şu ana kadar gördüğüm en büyük İngilizce-Türkçe ve Türkçe-İngilizce sözlük. Umarım işinize yarar =)

http://www.zargan.com/

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Geri Dönüş

18/6/2009
Kategori: Günlük Yaşam

Uzun süre sonra yeniden bloğuma yazı yazmaya başlayacağım.  Bundan sonra sadece amatör oyun incelemeleri olmayacak.  Hem yazılarım daha güzel olacak  hem de farklı konularda da yazacağım. Yani biraz daha blog amaçlı kullanacağım.  Anime, oyun, müzik, film paylaşımı da yapabilirim. Şimdilik bu kadar. Yakında yeni yazılarımla birlikte tekra sizlerle olacağım =)

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Resident Evil 1

12/10/2008
Kategori: PC Oyunları

Resident Evil 1

    ESKİ OYUNLAR

 Neden bilmiyorum ama eski oyunlara büyük bir merakım var.

Son dönemde piyasaya çıkan neredeyse bütün oyunlar, bize sadece grafik veriyorlar. Çoğunluğa hitap etmek için ya FPS oyunu ya da Aksiyon tarzı oyunlar çıkarıyorlar. Hattaha gerekirse oyun’un ana özelliğinden uzaklaşıp, bambaşka bir oyun yapabiliyorlar. Örnek gösterilebilecek en önemli oyunlardan biriside Resident Evil serisi.

 

 

  Bir çok yerde değinildiğini biliyorum ama bu yazıda da değinmek istiyorum. Seriye RE 4 ile başlayan oyuncular, oyunu çok sevdiler. Genel olarak bu kişiler yaşları genç, yeni oyunculardı. Fakat RE serisi’nin fanları’nın çoğu oyunu beğenmedi. Neden mi ? Çünkü oyun’un formatı tamamen değişmişti. Artık gerilim yerine, tamamen aksiyon vardı. Daha bir çok özellik de değişmişti ama bunları anlatmak istemiyorum. Zaten anlatacağım oyun RE 4 değil RE 1. Yani efsane’nin başlangıcı.

 

   Resident Evil 1 1996 yılında PS 1 için çıktı. Oyun bir çok bakımdan Alone In The Dark kopyası olarak görüldü. Fakat hiç de öyle değildi. RE 1 atmosferi, bulmacaları, gerilimi ile gerçekten muhteşem bir oyundu. Kısa süre içerisin de seri’nin devam oyunları geldi ve başarısı büyüdü.

 

  BİR ZAMANLAR ZOMBİLER VARMIŞ...

 Oyun’un hikayesine gelecek olursak; Sene 1998. Racoon City’nin ormanında garip olaylar dönmektedir. Orman’ın içinde bir sürü ceset bulunmuştur ve bu cesetler, vahşi bir biçimde parçalanmıştır. Olaylar’ın araştırılması için S.T.A.R.S ekibinin Bravo takımı ormana gönderilmiştir. Bravo takımı geri dönmeyince Alpha takımı devreye girmiştir. Olay yerine vardıklarında zombi köpeklerin saldırısına uğramışlardır ve bulundukları yerin yakınındaki malikaneye sığınmışlardır. Amaçları buradan canlı bir şekilde çıkabilmektir. İşte böyle bir hikaye ile oyuna giriş yapıyoruz. Ardından olaylar gelişiyor.

 

 Malikane de oyuna başlıyoruz. Oyun’un başında seçeceğiniz karaktere göre oynama şeklinizde değişiyor. Karakterlerden biri Jill diğeri ise Chris. Hikayeyi tam anlamak açısından ikisi ile de oynamkta fayda var. Ben Jill ile oynadığım için, incelemeyi de Jill’in oynanışına göre anlatacağım. Malikane’ye girdiğimiz de Wesker ve Barry bizimle birlikte. Fakat ortalarda Chris yok. O sırada içeriden bir kurşun sesi gelir ve Barry ile Jill sesi kontrol etmeye gider. Böylelikle RE tarihi’nin ilk zombisiyle karşılaşmış olurlar. Geri döndüklerinde Wesker da kaybolur. Daha sonrada Barry’den ayrılırız ve tek başımıza kalarak gerilimi hissetmeye başlarız.

 

 TEK BAŞIMAYIM, KORKUYORUM, GERİLİYORUM

 Oyun’un başlangıcını da anlattıktan sonra sıra geldi oynanışa. Başlangıç olarak kontrollerden bahsetmek istiyorum. Oyun PS1 gamepad’i için çok güzel tasarlanmış olsada, PC için aynısını söylemek zor. En azından alışıncaya kadar zorlanıyorsunuz.

Kontrollerdeki zorluk yüzünden gerilim biraz daha artıyor. Tabiki gerilimi arttıran durum kontroller değil. Öncelikle oyunda büyük oranda mermi sıkıntısı çekiyorsunuz. Bu yüzden her merminiz sizin için çok önemli. Boşa ateşlediğiniz her mermi’nin acısını ileride çekiyorsunuz. Mermi’den sonraki en büyük sıkıntıda sağlık. RE’de sağlığınızı doldurmak için, sprey yada yeşil bitkilerden kullanmalısınız. Eğer yeşil ve kırmızı bitkiyi karıştırırsanız daha çok can veren bir karışım elde etmiş olursunuz. Bunların yanında bir de mavi bitki var. Bu bitkide zehirlendiğiniz zaman Antidote amaçlı kullanılıyor. Bitkileri tanıtdıktan sonra tekrar onlara çok iyi bakmanız gerektiğini hatırlatmak isterim. Çok iyi bakmak derken sulayıp büyütmeyeceksiniz tabi. Gerçekten gerektiği zaman kullancaksınız. Çantanız küçük olduğundan en fazla 2-3 tane bitki alın ki diğer eşyalara yer kalsın. Çanta demişken, çanta’nın özelliklerinden de bahsedelim. Çantanıza toplam 8 tane eşya koyabiliyorsunuz. Bu da demek oluyor ki ne koyacağınızı bilmeniz gerek. Zaten 8 parça’nın en az 3 tanesini görevleriniz için gereken eşyaları koyarak harcıyorsunuz. Geriye kalıyor 5 parça. Bu 5 parça’nın 3’ü de bitki ve sağlık sprey’i olsa. Geriye kaldı 2 parça. Burayada en çok ihtiyaç duyacağınız silahları koyuyorsunuz. Anlayacağınız çanta’nın bu kadar küçük olması, gerilimi arttıran başka bir etken oluyor.

 

 Gerilmemizin yan sebeplerini anlattık ama ana sebebini söylemedik. Tabi ki zombiler. Zombiler, RE’yi RE yapan unsurdur. Zombisiz bir RE düşünülemez. Olmaz, olamaz. Bu zombiler insanlar gibi dayanıksız da değiller. Mutlaka kafalarından vurmanız gerek. Eğer bacağına yada vücuduna doğru ateş ederseniz pek de etkisi olmuyor. Ayrıca bir zombi’nin mutlaka ölü olduğundan emin olmalısınız. Yoksa bacağınıza elveda dersiniz. Tabi ki oyunda düşman olarak sadece zombiler bulunmuyor. Zombi köpeklerde bulunuyor. Zombi köpekler, zombilerden çok ama çok daha ölümcül. Onları gördüğünüz anda kaçacak yer arayın. Bir de örümcekler var tabi. Bu örümcekler, zombi ve zombi köpekler kadar ölümcül ve korkunç olmasalarda, sizi zehirledikleri anda başınız büyük bir belaya giriyor. Eğer yanınızda Antidote’unuz da yoksa vay halinize. Son olarak Boss’lar. Oynamamın  üzerinden bayağı bir zaman geçtiği için, şuan sadece 2 Boss’u hatırlıyorum. 1.’si dev örümcek. Küçük örümcekler yetmiyormuş gibi bir de başımıza bu dev örümcek kesiliyor ve işimiz iyice zorlaşıyor. 2. Boss’umuz ise Tyrant. Bu yaratığı Nemesis’in atası olarak da görebiliriz. Nemesis kadar baş belası olmasada oyun’un sonlarında onunlada bolca mücadele ediyoruz.

 

RAHATLAMA ZAMANI

 Sürekli geriliyoruz. Peki hiç mi rahatlamayacağız ? Tabi ki rahatlayacağız. Bunun için save odalarımız var. Save odalarına girdiğiniz zaman içinizi bir huzur kaplar. Öncelikle fark edeceğiniz şey, odaya girdiğiniz zaman ki müziktir. Sakin bir ortamda olduğunuzu anlarsınız. Ardından kutunuza gidip eşylarınızı düzenlersiniz. Ve son olarak da daktilonuzun çıkardığı güzel sesle oyunu kaydedersiniz. Tabi 4. oyunda böyle bir oda bulunmuyor. Sadece daktilo bulunuyordu. 5. oyunda ise daktilomuz da uçmuş ama yapacak bir şey yok.

 

  SADECE AKSİYON OLMAZ

 Evet sadece aksiyon olmaz. RE serisi’nin başka bir vazgeçilmezi de bulmacalarıdır. Genelde  şu parçayı bul, şuraya tak şeklinde olan bulmacaların dışında Adventure oyunlarıyla yarışabilecek bulmacalar da bulunuyor. Bulmacaların çoğu kilitli kapıları açmaktan geçiyor. Bunu da yukarıda dediğim gibi şunu götür, bunu getir yaparak kilitleri açıyorsunuz. Eğer bu şekilde bir şey yapılmıyorsa etraftaki notlar devreye giriyor. Bu notların bazıları takıldığınız yerin çözümü oluyor.

 

 GRAFİK VE SESLER

 Oyun’un oynanışından fazlasıyla bahsettiğimi düşünüyorum ve yazımın son kısımlarına geliyorum. Tabi ki grafik ve sesleri atlamak olmaz. Oyun’un PS1 zamanında çıktığını düşünürseniz grafiklerin kalitesini tahmin edebilirsiniz. Grafiklerin kalitesi bir yana, oyun yeni makinalarda sorun çıkartabiliyor. Duruma göre sesler gidebiliyor, ekran da çizgiler beliriyor, bazı yerler çok hızlı çalışırken bazı yerlerde oyun kasılıyor vs. Tabi bunlar normal karşılanabilecek durumlar. Çünkü oyun çok eski.

 

Seslere gelecek olursak. Seslendirme kadrosu gayet iyi. Fakat Jill’i seslendiren bayan’ın sesine pek ısınamadım. Jill dışındali karakter seslendirmeleri gayet başarılı. Bastığınız zemine göre değişen sesler de ufak bir ayrıntı olsa da insanın hoşuna gidiyor. Sonuç olarak sesler geçer not alıyor.

 

  FİNAL

 Sonuç olarak RE 1 gerçekten mükemmel bir oyun. PC’ye port edilme sorunu en büyük eksisi. Hem kontorller hem de grafikler insana az da olsa sorun çıkartıyor. Ayrıca çok az çeşit de yaratık var. Ama ne olursa olsun bu RE. Mutlaka herkesin oynaması gereken bir yapım. Oynamayan gerçekten çok şey kaybeder.

 

Artılar

-Mükemmel Gerilim

-Mükemmel Hikaye

-Kaliteli Seslendirmeler

-RE işte

Eksiler

-Kötü kontroller

-Kötü grafikler

-Port problemleri

 

Yapımcı:Capcom

Yayımcı:Capcom

Tür: Survival Horor

Platform:PS1-PC

Çıkış Tarihi:6 Aralık 1996 (PC)

ESRB:Mature (+16)

Oyuncu Sayısı:1

Editörün Notu:85

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı